Şamanlık, Göktanrıcılık ve Alevilik

Cumhuriyetin ilk yıllarında akademi ve siyaset sahnesinde adından çok söz ettiren isimlerden birisi olan Mehmet Fuat Köprülü, tarih alanında yaptığı çalışmalarla etkisi günümüze kadar devam eden bir ekol teşkil etmiştir. Alevilik ve Bektaşilikle ilgili önemli çalışmalarda da bulunan Köprülü, mensubu bulunduğu Osmanlı elitinin Türkmenlere olan önyargısını da çalışmalarına taşımış ve bu inancı İslam dışı din ve geleneklerin (öz cümle Şamanlığın) etkisindeki marjinal dervişlerin yaydığı cahil bir halk İslam yorumu olarak özetlemiştir. Ancak, bu ana düşünce Köprülü tarafından akademik dil ile ustaca süslendiği için birçok Alevi ve Bektaşi de bu kavramları irdelemeden Köprülü’nün tezlerini yıllarca tekrarlamıştır. Köprülü’nün açtığı ve Yusuf Ziya Yörükan’ın saha çalışmalarıyla genişlettiği bu yolda ilerleyen tanınmış akademisyenlerden birisi de İrene Melikoff olmuştur. Melikoff, Köprülü’nün tezlerini derinleştirmiş ve Alevilik ile Bektaşiliğin kökenini doğrudan Şamanizm’e bağlama raddesine getirmiştir. Melikoff’a göre, Alevilik İslam sosuyla servis edilen bir Şaman inancı; Alevi dedeleri de Şaman ritüellerini İslam’la kaynaştıran heterodoks dervişlerin devamıdır.

1909 Yılında Bir Moğol Şamanı (Britannica)

Peki, Alevilik ve Bektaşilik Şamanizm veya Göktengri inancıyla aynı kökten mi gelmektedir? Cumhuriyet döneminin saygın akademisyenleri bu konuda hata mı yapmıştır? Şüphesiz, Alevi ve Bektaşi toplumu inancını dış topluluklara kapalı bir şekilde yaşayıp inancını yayma gayesi gütmedikleri için bu inancın mahiyetini ilk devir akademisyenlerin hakkıyla idrak edememesi normaldir. Bu nedenle, bazı ritüelik ögelerin şeklen benzeşmesi nedeniyle yapılan ve Alevilik ile Bektaşiliğin Şamanizm’den türediğine yönelik çıkarımlar, Alevi ve Bektaşiliğin zaman içinde dışa açılması neticesinde daha iyi anlaşılabilmesi sonrası anlamını yitirmiştir. Yine de, bu hatalı düşünceyi her ne nedenle olursa olsun köpürtenlerin Alevilik ve Bektaşilik ile Şamanlık arasında bağ kurarken başvurdukları sistematiğin hatalarına değinmek faydalı olacaktır.

Alevi kelimesinin etimolojisi, günümüzdeki anlamı; dolayısıyla kapsadığı toplulukların sınırı çok tartışmalı bir konu olmakla beraber Aleviliği, bu inançtaki kişilerin tabiriyle, “Hak, Muhammed, Ali yolu” ve “İslam’ın özü” olarak kabul etmek en doğru yaklaşım olacaktır. Bektaşilik de bu tanımın ötesinde tarikat hüviyeti kazanmış bir inançtır. Özetle, bu inancın mensupları, inançlarını İslam’ın Türkçesi olarak görmektedir. İslam’a hakikat penceresinden bakmak amacıyla yola çıkan bu inancın yolcuları, şeriat kapısından öteye geçemeyen veya bu güruhun görüşünü esas alan kişiler tarafından, Alevi ve Bektaşiliğin Türkmenler ve Türklük ile özdeşleşmesinden de güç alınarak İslam dışı inançların İslam makyajlı birer devamı olmakla itham edilmiştir. Alevi ve Bektaşiliğin Şamanizm’in maskeli devamı olduğu iddiası da bu zihniyetin bir ürünüdür.

Alevi ve Bektaşiliği Şamanizm’in bir devamı olarak gören kişiler, öncelikle Alevi ve Bektaşilikte uygulanan dem alma, semah dönme, ocak ve ateş kavramları, cenazenin hazırlanmasında özel giysiler kullanılması, doğaya saygı, tarik teçhizi ve atalara dua gibi bazı ritüellerin Şamanizm’de de yer aldığını öne sürmekte ve bu ilişkiden dolayı Alevi ve Bektaşiliği Şamanizm’in İslamlaştırılmış hali olarak göstermektedir. Şamanizm’in aktarım yolu ise Alevi ve Bektaşilerin çoğunlukla Türk etnisitesinden olması ve Türklüklerine kuvvetle sahip çıkmaları ile açıklanmaktadır. Bu varsayımlarla yola çıkan kişiler, Arap düşmanlığını da ön plana çıkararak Alevi ve Bektaşiliğin temelinde yer alan ehlibeyt sevgisini sarsmaya çalışmakta, ehlibeyt mensuplarının aslında Türk mitolojisinde yer alan Ülgen gibi kahramanların İslami adları olarak Alevi ve Bektaşiliğe aktarıldığını öne sürmektedir.

Mevlesi Seması

Alevilik ve Bektaşilikle Şamanizm’in bağlantısının kurulmaya çalışıldığı bahsedilen ritüellerin büyük kısmı Türklerde fazla rastlanılmayan bir inanç olan Şamanizm’in değil, Türk gelenek ve göreneklerinin birer parçasıdır. Ayrıca, kadim Türk kültüründen geldiği düşünülen birçok ritüel, İslam kültüründe de yer almakta ve bu dine mensup farklı gruplarda da Alevi ve Bektaşilere benzer şekilde uygulanmaktadır. Mesela, bir Mevlevi’nin seması, Halveti’nin devranı veya Rufai’nin burhanı bu yönde bir tartışmaya konu olmazken Alevi’nin aynı mahreçteki semahı fütursuzca Şamanizm’e bağlanabilmektedir. Aynı şekilde, birçok tarikatta müntesiplerin cenazesinde kefen üstüne tarikat çeyizleri giydirilirken bir tartışma olmamasına rağmen bazı Alevilerin kefen üstüne üç kat etek giydirmesi Şamanizm’e bağlanabilmektedir. Yine, hemen hemen her tarikatta asa teçhiz edilmekteyken Kızılbaş mürşitlerinin tarikleri (bir nevi ahşap asa) Şaman sopalarına benzetilmektedir. Benzer şekilde, çoğu tarikatta çerağ uyarma ritüelleri uygulanmakta, ocak makamı bulunmakta, atalara (tarikat ulularına ve geçmiş aile fertlerine) dua edilmekte, cenaze taşınırken ilahi okunup zikir çekilmekte ve sair ritüeller yerine getirilmektedir. Ancak, bunların hiçbiri bahsedilen tartışmalara konu olmamaktadır.

Şu da unutulmamalıdır ki Alevi ve Bektaşiliği Şaman kökenli göstermek için öne sürülen ve Bektaşilikte hurde-i tarikat denilen benzerliklerin inanç bağlamında bir kıymeti bulunmamaktadır. Zaten, Şamanizm ile ilişkisi ve aynı mahreçli oldukları hususu sakat olan bu “hurdelerin” benzerliklerden yola çıkılarak Alevi ve Bektaşiliği Şamanizm kökenli ilan etmek bilimsel olmadığı gibi kendisini İslam’ın özü olarak gören bu toplumun vicdanını da yaralamaktadır. Nasıl ki Sünni Türkler veya diğer tarikat ehli, benzer davranışları sergilediği için Sünnilik veya diğer tarikatlar Şamanizm kökenli olarak sınıflandırılamıyorsa, Alevi kökenli insanların kadim Türk töresinden taşıdıkları ve inanç bağlamında önemi/kıymeti bulunmayan adetleri/gelenekleri de Aleviliği Şamanizm kökenli bir inanç yapmaz. Dolayısıyla, bu inançları birbirinin devamı/kamuflajı olarak göstermek geçerliliğini yitirmiş bir tez olarak tarih sahnesinden kaybolmaya mahkumdur.

 

Cumhur Özkolaçık

2 Comments

  • Özgür Evin

    Merhaba can. Ben de bu konuda sizin gibi düşünüyorum ama masanın bir ayağı eksik kalıyor sanki. Aleviliği tarihsel olarak nereye koyacağız? Sözlü bir kültür olduğu için tasnif yapmak da çok zor. Heteredosk bir inanç olduğu kesin. İnanca mensup olanların büyük çoğunluğu da Türk. Aleviliğin kökeninin ne olduğu konusunda hala net bir düşünceye sahip değilim.

    • Cumhur Özkolaçık

      Özgür bey merhaba, katkınız için teşekkür ederim. Aleviliği itikadı ve ameli olarak iki başlıkta değerlendirirsek itikadin İslam’ın özü olduğu gorulecektir. Tartışma ise şekil, kabul bağlamında ortaya çıkıyor. Bu noktada elimden geldigince açıklama yapmaya calistim. Özetle sekil-kabuk kültürel izler taşısa da inancın kökenini bu izlerde aramanın hatalı olacağını belirttim. Kaldı ki şaman tezleri daha çok siyasidir. İyi günler dileklerimle

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir