Makaleler

Alevi Bektaşi İnancında Semah Tasavvuru

Alevi Bektaşi İnancında Semah Tasavvuru

Alevî-Bektaşî inancı, ibadeti yalnızca dışsal ritüeller bütünü olarak değil; insanın ontolojik hakikatiyle yüzleştiği, varlıkla ve Hak ile irtibat kurduğu derûnî bir süreç olarak ele alır. Bu çerçevede semah, biçimsel hareketler dizisinin ötesinde, tasavvufî düşüncenin temel kavramlarını bünyesinde barındıran sembolik bir ibadet formu olarak değerlendirilmelidir. Semah, Alevî-Bektaşî inancında Hakk ile bütünleşme anlayışını ifade eden vahdet-i vücûd düşüncesinin bir tezahürü olarak kabul edilir. Dönüş hareketi, kâinattaki sürekli hareketi, devr-i daim anlayışını temsil eder. Bu bağlamda insan, doğumdan Hakk’a yürüyüşüne kadar geçen süreçte döngüsel bir varoluş içerisinde değerlendirilir. Birey, bu süreçte tekâmülünü tamamlayarak başladığı hakikate yeniden yönelir; bu yöneliş, Alevî-Bekt...
Alevî-Bektaşî İnancında “Rızalık Makamı”

Alevî-Bektaşî İnancında “Rızalık Makamı”

Etimolojik olarak Arapça “rıdâ” kökünden gelen rızalık, razı olma, memnuniyet gösterme, içten kabul etme anlamlarını taşır. Ancak Alevî-Bektaşî terminolojisinde bu kavram, çok daha geniş bir içeriğe sahiptir. Zira burada bahsedilen rıza, sadece dünyevî bir kabulleniş ya da geçici bir hoşnutluk hali değil; Hakk’ın ve halkın hoşnutluğunu gözeten, bireyin nefsini terbiye ederek toplumla uyumlu ve ahlâkî bir varoluş sergilemesini sağlayan manevi bir hâl olarak tanımlanır. Kişinin Hakk’ı bilmesi ve O’na vasıl olabilmesi için, halkın gönül rızası olmaksızın herhangi bir erkâna katılması, bir hizmette bulunması ya da söz söylemesi yol ehline göre doğru kabul edilmez. Bu anlayışa göre, her sözde, her adımda, her lokmada rızalık gözetilmelidir. Zira Alevî-Bektaşî öğretisinde rızalık, yalnızca insan...
Alevî-Bektaşî inancında “Levh-i Mahfûz”

Alevî-Bektaşî inancında “Levh-i Mahfûz”

Alevî-Bektaşî inancında "Levh-i Mahfûz" Alevî-Bektaşî inancında "Levh-i Mahfûz", yalnızca varlığın kaderinin yazıldığı bir levha değil, Cenâb-ı Hakk’ın her şeyi kuşatan ezelî ilminde saklı olan sırların derûnudur. Bu derûn, yalnızca akılla kavranmaz; aşk ile, teslimiyet ile, himmet ile sezilir. Çünkü Levh-i Mahfûz, görünürde bir yazgı levhası olsa da bâtında her canın, her zerre-i mevcûdun Hakk’taki yerini ve özünü taşıyan ezelî bir hakikattir. Levh-i Mahfûz, bütün kitaplardan daha önemli bir yere sahiptir, çünkü o, ilahi sırrın kendisidir ve gönülden okunabilen tek gerçek yazıdır. Alevî-Bektaşî yolunda, Levh-i Mahfûz sırrına ancak Hakk’ın nasip eylediği eren kullar erişebilir. Bu sırra ulaşmak; dünya hanından elini eteğini çekmek, dervişlik hırkasını gönülden giymek ve en yüce makamı "ma...
Alevî-Bektaşîlikte Devriyye

Alevî-Bektaşîlikte Devriyye

Alevî-Bektaşî edebiyatında "Devrîyye", ruhsal aşamalarını tasvir eder ve insanın Tanrı ile bir olur. Bu tasavvufî literatürde "As-Sayr maa Allah" olarak ifade edilir. Bu aşamada, yolcunun bireysel varlığı tamamen yok olur ve sadece Allah kalır. Artık konuşan da, hareket eden de yalnızca Allah’tır. İnsan-ı kâmil'in fiziksel formu, sanki yazıcının elindeki bir kalem gibidir. Kalem yazıyı oluşturur, ancak yazıyı yönlendiren yazıcıdır; burada yazıcı, Allah Teâlâ’dır. Bu tür şiirlerde, bir yolculuk bulunmaktadır. Varlığın Allah’tan gelip Allah’a dönüşünü vurgular. İnsan, Tanrı’nın (Mutlak Varlık’ın) bütün sıfâtlarına, yani zatına mazhardır. Şu halde Mutlak Varlık’ın en uygun ve son zuhuru, insandır. Fakat Mutlak Varlık, insan sûretinde tecelli edinceye dek çeşitli varlıkların donuna bürünmüş ve...
Kul Himmet Üstadım

Kul Himmet Üstadım

KUL HİMMET ÜSTADIM Kul Himmet Üstadım, XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında XIX. Yüzyılın başlarında yaşamıştır. Asıl ismi İbrahim’dir. Miladi 1779 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Yalıncak Sultan ocağına mensup olup, Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Örenik köyündendir. Ailenin ismine “Öksüzoğulları” denmektedir. Alevi-Bektaşi Hakk aşıklarından olan Kul Himmet  Üstadım ile XVI.Yüzyılda Tokat’ın Almus ilçesinin Görümlü köyünde yaşayan Kul Himmet ile farklı kişilerdir. [1]1949 yılında 60 yaşlarında olan Veli Erol, Kul Himmet Üstadım’ın bir hayli şiirini mecmua haline getiren babasından şunları nakletmişti: “Aşık senden sonra yerini kimse tutacak kimse yetişmedi” demişler. O da “Merak etmeyin, ben ölünce bir kız doğacak, benim adımla nefesler söyleyecek” karşılığını vermiş. Veli Erol “Hakikat...
Şamanlık, Göktanrıcılık ve Alevilik

Şamanlık, Göktanrıcılık ve Alevilik

Cumhuriyetin ilk yıllarında akademi ve siyaset sahnesinde adından çok söz ettiren isimlerden birisi olan Mehmet Fuat Köprülü, tarih alanında yaptığı çalışmalarla etkisi günümüze kadar devam eden bir ekol teşkil etmiştir. Alevilik ve Bektaşilikle ilgili önemli çalışmalarda da bulunan Köprülü, mensubu bulunduğu Osmanlı elitinin Türkmenlere olan önyargısını da çalışmalarına taşımış ve bu inancı İslam dışı din ve geleneklerin (öz cümle Şamanlığın) etkisindeki marjinal dervişlerin yaydığı cahil bir halk İslam yorumu olarak özetlemiştir. Ancak, bu ana düşünce Köprülü tarafından akademik dil ile ustaca süslendiği için birçok Alevi ve Bektaşi de bu kavramları irdelemeden Köprülü’nün tezlerini yıllarca tekrarlamıştır. Köprülü’nün açtığı ve Yusuf Ziya Yörükan’ın saha çalışmalarıyla genişlettiği bu y...
Âşık Mahirî Dede

Âşık Mahirî Dede

Âşık Mahirî Dede, 1887-1952 yılları arasında yaşamış Bektaşi âşıklarından ve Koluaçık Hacım Sultan Ocağı dedelerindendir. 1887 yılında Malatya’nın Karaca köyünde dünyaya gelmiş; ilk tahsilini aynı ocağın dedelerinden olan amcazadesi Şehit Hüseyin Efendi’den görmüş, daha sonra genç yaşta Hacı Bektaş Veli Dergâhına gidip Ahmet Cemalettin Çelebi’nin tedrisatından geçmiş ve 30 yıl postta oturarak dedelik yapmıştır. Asıl adı Mehmet Özkolaçık olmasına rağmen Hacı Bektaş Veli Dergâhının resmi son seccadenişini Veliyüddin Çelebi tarafından verilen Mahirî mahlasıyla tanınmaktadır. Cemlerde ve Bektaşi meclislerinde okunan çok sayıda deyişi bulunan Mehmet Mahir Dede, yörede Bektaşiliğin yaşayabilmesi için vakf-ı vücut eylemiş; maldan-mülkten geçip yola hizmet etmiştir. Deyişlerinin bir kısmı, ...
Koluaçık Hacım Sultan Ocağı

Koluaçık Hacım Sultan Ocağı

Koluaçık Hacım Sultan Koluaçık Hacım Sultan, 13. yüzyılda Anadolu’ya gelen Horasan Erenlerindendir. Velayetnamesinde aktarıldığına göre asıl adı Recep olan ve İmam Ali Naki neslinden gelen Hacım Sultan, Hoca Ahmet Yesevi Dergâhında yetişmiştir. Amcazadesi Hacı Bektaş Veli’ye “yoldan çıkarsa ayağına urmayı (vurmayı)” ahdederek yoldaş olmuş; beraber Anadolu’ya gelmiştir. Hoca Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş Veli’ye intikal eden tahta kılıcı kuşanan Hacım Sultan, Babai İsyanından sonra dağılan Türkmenlerin benliklerini yitirmemesi için Hacı Bektaş Veli’yle beraber mücadele etmiştir. Bu nedenle Rum Erenleri içinde “Erenlerin Bâtın Celladı” olarak anılmış ve Bektaşi meydanlarında düşkünlük olgusuna istinaden ihdas edilen meydan taşına “Hacım Sultan makamı” olarak niyaz edilmiştir. Ayrıca, Hacım S...
Muhammed Han Ustaclu

Muhammed Han Ustaclu

  “Kizilbas ol bölük kim salmisidi Anatol lesgerine gelmisidi Olarun Ustacı-oğlı serveriydi Kizilbas sahinun ser-askeriydi” -Hadidi- Kara Han, Kılıç Han, Çayan Sultan, Köpek Sultan, Menteşe Sultan,  Sadrettin Han gibi bir çok beyler veren, Barut imparatorlukları döneminin “yalın kılıç nöker”leri, Şah’ın solağı Ustacluların büyük kahramanı Muhammed Han Ustaclu, Ustacluların Yegan-Çavuşlu oymağına mensuptur.Ustaclular bugünkü Anadolu’nun Erzincan, Erzurum ve Bingöl bölgesinde yaşamaktaydı.Bunun yanı sıra Faruk Sümer’de Tokat, Amasya ve İç Anadolu’ya uzanan büyük bir bölgede mesken olan Ulu Yörük Türkmenlerinden olduklarını belirtir.Ustaclular Kızılbaş oymakları içerisinde birincil sırada olup Safevi aşiret hiyerarşisinde sol kanat boyl...
Yalıncak Sultan Ocağı

Yalıncak Sultan Ocağı

Asıl ismi Seyyid Muhammed Nuri olan Yalıncak Sultan, Peygamber Efendimizin (s.a.a) torunlarından 12 İmam’ın beşincisi İmam Muhammed Bakır (a.s) soyundan gelmektedir. Yalıncak Sultan’ın babası Pirebi Sultan, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin beşinci halifesidir. Rivayete göre; Seyyid Muhammed Nuri, babası Pirebi Sultan’ın Hakk’a yürümesinin ardından babasının vasiyeti üzerine Hacı Bektaş dergahına gider, Hazreti Pir’in huzuruna yolun vermiş olduğu yorgunluk ve bitkinlik ile yalınayak bir şekilde çıkar. Bunun üzerine Hazreti Hünkar kendisine “Andolsun ki; senden Pirebi’min kokusu geliyor, madem huzura yalınayak çıktın bundan sonra senin adın Yalıncak olsun.” Der ve bundan sonra adı Yalıncak Sultan olarak kalır. Yukarıda bahsi geçen rivayetten de anlaşılacağı üzere ocağın mür...