
“Kizilbas ol bölük kim salmisidi
Anatol lesgerine gelmisidi
Olarun Ustacı-oğlı serveriydi
Kizilbas sahinun ser-askeriydi”
-Hadidi-
Kara Han, Kılıç Han, Çayan Sultan, Köpek Sultan, Menteşe Sultan, Sadrettin Han gibi bir çok beyler veren, Barut imparatorlukları döneminin “yalın kılıç nöker”leri, Şah’ın solağı Ustacluların büyük kahramanı Muhammed Han Ustaclu, Ustacluların Yegan-Çavuşlu oymağına mensuptur.Ustaclular bugünkü Anadolu’nun Erzincan, Erzurum ve Bingöl bölgesinde yaşamaktaydı.Bunun yanı sıra Faruk Sümer’de Tokat, Amasya ve İç Anadolu’ya uzanan büyük bir bölgede mesken olan Ulu Yörük Türkmenlerinden olduklarını belirtir.Ustaclular Kızılbaş oymakları içerisinde birincil sırada olup Safevi aşiret hiyerarşisinde sol kanat boylarının başında yer almaktaydı. Oruç Bey Bayat bu durumu “Şah’ın yanında en sevimli hizmetkarlar” olarak belirtir. Babası Mirza Bey Ustacluların reisi idi ve Gulam Server’in verdiği bilgiye göre Şamahı’da Şirvanşah Ferruh Yaser ile yapılan savaşta ölmüştü. Şah ile yakınlığı Alemşah Begüm Sultan’ın ikinci kızı olan Şah İsmail’in kız kardeşi ile evlenerek daha da pekişmektedir.
Safevi Devleti’nin Kuruluş ve Gelişim Aşamasında Muhammed Han
İskender Şanlı Hakan Şah İsmail Safevi kıyamını başlatmak için 1500 yılında Gilan’dan ayrılarak Karabağ’da Sultan Hüseyin Barani ile görüştü fakat onda hıyanet alametleri olduğunu sezinleyen Şah, buradan ayrılarak Erzincan’a ulaştı. Sivas,Bayburt,Erzincan,Diyarbakır ve Şam bölgesinden 3-4 bin kişi burada gelerek kendisine sadakatlerini sundu. Bunlardan Abdi Bey Şamlu 300 asker ile ve Muhammed Han Ustaclu yakınlarından oluşan 200 kişiye yakın özel birliği ile Şah’a katıldılar. Erzincan’da yapılan meşveret ve keneş sonucunda toplam 8 bin asker ile Ferruh Yaser’in üzerine hareket ettiler.
Kura nehri kıyılarına geldiklerinde Bayram Bey Karamanlı’ yı öncü olarak gönderdiğinde Şahın gelişini haber alan Ferruh Yaser ona tehdit ile “Babasının ahvali onun da başına çatacaktır” mesajını aldığında öfkelenen Şah nehrin zorlu ve geçit vermeyen “Qoyun-Ölümü” geçidinde atını tek başına suya sürdüğünde ardından Muhammed Han’da beraberinde suya atıldı. rdından Şamahı’ da Cebani yaylasına varan Kızılbaş ordusu 1500 yılının Aralık ayında Ferruh Yaser’in 20000 kişilik ordusu ile karşılaştı ve savaş Şah’ın kesin zaferiyle sonuçlandı. İskender Bey Münşi bu olaydan “Şirvan ordusu ve Ferruh Yaser, aslan avlayan gazilerin intikam kılıcı ile cehenneme gitti” bahseder.
Kışı Mahmudabad’da geçiren Şah İsmail Muhammed Han Ustaclu ile İlyas Bey Aykutoglu Hınıslu’yu Bakü sehrini kuşatmak üzere görevlendirdi. Bakü kalesinin hendeklerle istihkam edilmiş kuvvetli savunması aşılamamış fakar Şah İsmail ordusu ile gelmesinin ardından şehir düşmüştü.
Muhammed Han Ustaclu’nun Safevi Devleti içerisindeki önemini Gülistan Kalesi kuşatması ve ardından menkıbevi olaylarla betimlenen Azerbaycan fethi ve Elvend Mirza ile olan mücadele sürecinden daha net anlayabiliriz.Gülistan Kalesi savaşı sırasında, gayb aleminden gelen bir ses Şah’a “Saadet semasında uçan şahine serçe avlamak layık değildir” demesi üzere Şah’ın “Size Gülistan Kalesi mi gerek yoksa Azerbaycan tahtı mı?” diye sorarak başlattığı keneşte bulunan beyler arasında Şah İsmail’in Lalası Hüseyin Bey Şamlu’nun ardından ikinci sırada adı anılmaktadır.
1501 yılında Elvend Mirza üzerine başlatılan seferde Şerur’da Elvend Mirza ve Hemedan’da Sultan Murat ile yapılan savaşlarda Muhammed Han’ı Safevi tarihlerinin birçoğunda ünlü emirler ve cenah komutanı olarak görmekteyiz. Yine bu savaşlarda Safevi ordusunun sol kanadını yönetmekteydi.
1503 yılında ise Şiraz’ın fethi ile Şah onu Kirman’a tayin etti ve yaklaşık 600 asker ile Kirman üzerine yürüdü. Kalede Hakim olan Bayındırlı Mahmut bey direnmeyerek Horasan’a kaçtı.Fethin müjdesi ile Şah Muhammed Han’a hilat ve çeşitli hediyeler gönderdi. Muhammed Han’ın 3 yıl sürenKirman hakimiyeti döneminin daha sakin ve hareketsiz geçtiğini söyleyebiliriz. Aslında bu durum aşina olmadığı topraklarda bulunmasından dolayı gerçekleşmiştir demek pek abartılı olmayacaktır.
Abdi Bey Şamlu’nun 1506 yılında yapılan bir savaşta şehit olmasının ardından, Safevilerde ordunun seferber edilmesi görevini yapan Tevacı divanında Tevacı başı görevine geldi ve ardından Diyarbakır valiliğine getirildi.

Diyarbakır Beylerbeyliği Dönemi
Göreve başlamasının hemen ardından Dulkadir beyliğine yapılan sefere iştirak etti. Malatya’da Akkoyunlu Emir Bey Musullu’ nun 400 askeri ile itaatini bildirmesinin ardından Harput’u fethetti. Şah İsmail’in Ahlat’a kış için dönerken kız kardeşi ile evlendirip, kendisini Diyarbekir Beylerbeyi ilan ederek “Han” ünvanını verdi. Cunabedi bu konuda “Şah’ın kendisi ile özel bir görüşme yaptığı ve bu diyarın idaresi ile ilgili talimatlarını verdiği”, başka bir anonim Safevi tarihinde ise “Diyarbekir’in Muhammed Han’ın ülkesi” olduğu, “bütün Diyarbakır mülkünün Azerbaycan’ın eklentisi” olduğu yazılmaktadır. Aslında Diyarbakır’ın Şah İsmail için ve onu Muhammed Han’a emanet etmesinin Muhammed Han’ın Kızılbaş ve Azerbaycan tarihindeki önemi şöyle kıyas edilebilir; Kendini Uzun Hasan’ın anne tarafından varisi gören Şah özellikle Diyarbakır’ın hakimiyetine özen gösteriyordu. İkinci bir hususta, Diyarbakır’ın ele geçmesiyle birlikte Anadolu Aleviliğinin önemli bir kısmı Safevilere katılmış oluyordu. Bu hususlar bir araya geldiğinde Muhammed Han’ın konuyu ele alış ve faaliyetlerindeki sert tutumun nedeni daha anlaşılır bir hale gelmektedir. Hareketinin çabuk ve şiddetli olmasında Akkoyunlu ve yerel Kürt beylerinin itaatsizliği ve Dulkadirlilerin saldırıları ve Memlükler ve Osmanlılarla serhadlerde yaşanan çatışmalarında etkisi vardı.
Mürşidinin kendine yüklediği bu zorlu görevi omuzlayan Muhammed Han işe Urfa’da başladı. Dulkadirlilerin ve yerli Kürt aşiretlerin direnişini kıran Han diğer direnenlere ibret olması için burada büyük bir kıyım gerçekleştirdi. Ardından Mardin’e yöneldi ve buranın ahalisi kayıtsız olarak teslim oldu. Fakat asıl merkez olan Diyarbakır’da Emir Bey Musullu’ nun kardeşi Kayıtmış Bey ve onun tahriki ile hareket eden Kürtler sıkı bir direniş gösteriyorlardı. Kürt direnişçiler ve Kayıtmış bey sürekli hareket halinde olan Han ve süvarilerini pusulara düşürüyor, ikmal yollarını kesiyor ve Kızılbaş süvarilerine ağır zayiatlar verdiriyorlardı. Kürt aşiretleri dağlık bölgelerde bulunuyor ve oraya giden yol ve geçitler yerel güçler tarafından tutuluyordu. Hasan Rumlu ve diğer Safevi tarihlerinde anlatılan şekliyle, Keneşini toplayan Han Muhammed “kurt oyunu” adı verilen kasıtlı ricat ile düşmanı üzerine çekip süvariler ile yok etme taktiğini uygulama kararını aldı. Tamamı atlı olan ordunun dağlık bölgede harekette zorlanması bu kararın alınmasında etkilidir. İlk etapta 500 kişilik bir grup saldırarak geri çekilmiş, düşman zafer kazandığı hissiyle takibe başlamış ve sonunda Kızılbaşların pususuna düşerek 7 bin askerini kaybetmişti. Bu kıyımın sonrasında Kürt yerleşimleri yağmalanmış ve çok sayıda ganimet ele geçirilmişti. Bu yaşanan olaylar Kürt aşiretlerinin isyanlarını bitirmedi. Yine bölgede bulunan Yezidi inancına sahip olan Mahmudi Aşireti, Muhammed Han’ın ordusuna yaklaşık 7 bin kişilik bir orduyla gece baskını yapma kararı almıştı. Bu baskını haber alan Muhammed Han ordu ağırlıklarını ve çadırları bırakıp çevreye pusu kurdu ve Han’ın kaçtığını düşünen asiler çadırları yağmaladıkları sırada baskın veren Muhammed Han isyancılardan 4 binini öldürdü. Fakat liderleri İskender Bey yaralı olarak kaçtı. Kara Han komutasına 3 bin kişi bırakarak kendisi de 3 bin süvarisi ile İskender’in peşine düştü. İskender’i bir çimenlikte yakalayan Han Muhammed ve ordusu “Hu Hu” nidalarıyla saldırıya geçti. Burada da 1000 kişiyi katlettikten sonra kalanları takibe devam etti ve İskender’in mesken olduğu bölgeye geldi. Siyah çadırlarıyla yerleşmiş olan Yezidilerin bir kısmı ordu ile orada muhkem bir kaleye sığındılar. Kalenin alınmasının zor olduğunu gören Muhammed Han öfkesini kale dışındaki çadırların ahalisinden çıkardı ve hepsini öldürüp mallarını ve hayvanlarını yağma etti.
Ardından yönünü Hasankeyf ve Siirt hakimi Melik Halil’e yöneltti. Melik Halil Şah İsmail’in kız kardeşi ile evliydi fakat Muhammed Han’a itaatsizlik göstermesi nedeniyle Şah İsmail onu cezalandırmak istedi. Kızılbaş ordusu 10000 asker ile Hasankeyf’i fethetse de Melik Halil kaçarak iki kalede daha direnmeye devam etti. Nihayet Melik Halil teslim olup hapsedildi ve Hasankeyf Önce Narın Bey Kacar’a ardından Kara Han Ustaclu’ ya tiyul verildi.
Muhammed Han bölgeyi aşama aşama Kızılbaş Türkmen hakimiyetine geçirmeye muvaffak oldu. Eğil Kürt hakimi Lala Kasım’dan alınıp Mansur Bey’e verilmiş, Atak kasabası Zirki aşiretinden Ahmet Bey’den alınıp Kacarlara verilmiş, Palu Cemşid Bey’den alınıp Türkmen beylerinden Arabşah’a verilmişti. Beylikleri ellerinden alınan beyler eski konumlarına 7 yıl sonra yapılan Çaldıran Savaşı’ndan sonra dönmüşlerdir. Cizre Beyi Şeref Bey ise ölümüne kadar direnmiş, Muhammed Han ve Kara Han’a karşı kayıplar vermesine rağmen hakimiyetini korumuş ise de yerine gelen Şah Ali Bey hapsedilip, Cizre Muhammed Han’ın Kardeşi Ulaş Bey’e verilmiştir.
Muhammed Han’ın Şahın üzerinde oluşturduğu güven ve eminlik hakkında bir İdris-i Bitlisi’ den gelen diğer bir anekdotta ise; 1507-08 yılında Sah İsmail Güney Azerbaycan’da, Hoy kışlaklarında bulunduğu sıralarda Bitlis hakimi Emir Şeref’le beraber Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun 11 Kürt emiri Şahı ziyaret etmek ve ona bağlılıklarını bildirmek için oraya geldiler. Şah onları önce iyi karşılamasına rağmen Muhammed Han’dan almış olduğu bir mektup fikrini değişmesine neden oldu. Diyarbakır beylerbeyi kendi mektubunda şöyle yazıyordu: “Eğer Kürdistan emirlerinin tutuklanması ve hapsedilmesi konusunda kader hükmü gibi gerçekleşen bir ferman verilirse, o zaman bendeniz, kadim eyyamdan beri sultanların fetih kemendinin ele geçirmekte aciz kaldığı Kürdistan beldelerinin ekseriyetini azıcık şahane teveccüh sayesinde fethetmeyi başaracağın konusunda taahhüt ederim” Bunun üzerine sah, Emir Şeref’i ve onunla gelen emirlerden 9 Kişiyi tutuklamış, fakat bir süre sonra Horasan için Özbek hükümdarı Şeybek Han’la aralarındaki husumet derinleşince, Bitlis hâkimi Emir Şeref ve Hasankeyf hakimi Melik Halil hariç, diğerlerini hapisten salıvermişti.
Kürt aşiretlerini sindirildiğini gören Kayıtmış Bey Dulkadir Hükümdarı Alaüddevle’ ye yardım etmesi ve karşılığında Kara-Amid’i ona teslim edeceği sözünü vererek bağlılığını bildirdi. Bunun sonucunda oğlu Sarı Kaplan komutasındaki ordu 1507 kışında Muhammed Han’ın üzerine gitti ki bu sırada Muhammed Han Herzin kışlağındaydı. Safevi kaynakları Dulkadir ordusunun 10 bin, Safevi ordusunun ise 2 bin civarı olduğunu kaydeder. Herevi ise bu sayıyı ileri götürerek Safevi ordusunun 800, Dulkadir ordusunun ise 12 bin civarında olduğunu belirtir. Anonim bir Safevi tarihinde ise Dulkadirler 16 bin, Safeviler ise 8 bin kişi olarak kaydedilmiştir. Karlı ve zeminin buzlu olduğu bir alanda cereyan eden savaşta, Muhammed Han’ın merkezden yaptığı bir saldırı ile Sarı Kaplan ve kardeşleri esir düşmüş Dulkadir ordusu bozguna uğramışsa da hava koşulları nedeniyle takibe uğramamışlar mağlup olarak savaş alanını terk etmişlerdi. Alaüddevle Muhammed Han’dan oğullarını Şah’ın huzuruna canlı göndermesini istemiş, başta kabul görmüşse de yanındakilerin de tesiriyle esirler idam edilerek kesik başları Hoy’a Şahın huzuruna gönderilmiştir. Kayıtmış Bey’de bu durumdan sonra ele geçirilmiş ve idam edilmiştir. Kara Amid şehri Kızılbaş hakimiyetine dahil olmuştur.
Alaüddevle’nin intikam amacıyla oğlu Şahruh ve Ahmed Bey komutasında bir ordu daha gönderdi. Şahruh kardeşlerinin intikamı için babasına söz vermiş ve onları Azerbaycan’a kovmaya ant içmişti. Muhammed Han ise durumdan haber alıp düşmanı Diyarbakır şehrinin önünde karşılamaya karar verdi. İki tarafında denk sayılarda olduğu muharebe için ordular Kara Amid önünde savaş düzeni aldı. Muhammed Han Ustaclu ordusunu birisi önde ve ikisi geride olmak üzere üç kısma
ayırdı. Ağa Sultan Kacar “çarhçı” adlı öncü birliğe komuta ederken, Kara Han sol kanatta, Muhammed Han sağda yer aldı. Dulkadiroğluları da kendi birliklerinden aynı şekilde saflar kurdular. Şahruh Bey, Murad Bey, Kayıtmaz Bey sağ kolda, Ahmed Bey, Emir Abdullah Bey, Ürkmez Bey de bazı bölükbaşılar ve sancakbeyilerse sol kolda yerleşirken, Aziz Ağa’nın oğlu Mehmed Bey “çarhçı” mevkiinde durdu. Savaştan önce iki tarafın köpekleri toplu halde kavgaya tutuşuyorken bu kavgadan Ustaclularin köpekleri galip ayrılıyordu. Bu olay Ustaclu ordusunun moralini yükseltiyor, Muhammed Han bunun hayırlı bir alamet olduğunu söylüyordu. Dulkadirlilerin Ustaclu ordusunun merkezine başarısız hamlesinin ardından Ustaclular saldırıya geçip Dulkadirlileri bozguna uğrattılar. Ağa Sultan, Aziz Ağa oğlu Mehmed Bey’i mağlup ediyor. Bu zaman sağ taraftan Emir Abdullah Bey ve Ürkmez Bey, sol taraftan da Murad Bey ve Kayıtmaz Bey savaşa atılıyorlar. Muhammed Han, Kara Han’ı yârdim için ileri gönderiyor, fakat kendisi bayrağın altında kalarak yerinden kıpırdamıyordu. Tarihçilerin aktardıklarından bahisle göre, Muhammed Han “öfkeli bir aslan gibi” aniden saldırıya geçmişti. Dulkadir ordusu büyük kayıp verse de savaşa devam ediyordu. Tam bu sıralarda gözden özürlü olan bir Ustaclu savaşçısı Şahruh Bey’i esir aldı. Dulkadir ordusunun Şahruh Bey’i kurtarmak için saldırıya geçtiğini gören Muhammed Han’ın emri üzerine onun kafasını keserek mızrağın ucuna taktılar. Bundan sonra Dulkadir ordusunun nizamı bozuldu ve onlar yenik düşerek, çadırlarını ve eşyalarını atıp kaçtılar. Alaüddevle’ nin diğer oğlu Ahmed Bey, Aziz Ağa’nın oğlu Mehmed Bey, Murad Bey, Ürkmez Bey ve Kayıtmış Bey de esir alındılar. Son ikisinden başka ismi geçen diğerleri öldürüldüler. Ürkmez Bey ve Kayıtmış Bey, Şahruh Bey’in iki oğlu Mehmed ve Ali ile beraber canlı olarak Şahın huzuruna gönderilmiş ve affedilerek şahın hizmetine girmişlerdi. Diğerlerininse kafaları kesilerek şaha gönderilmişti. Sonunda Dulkadir ordusu kaçıp dağıldı. Ustaclular takibe geçerek birçoklarını katlettiler. 50 tane bölükbaşı ve sancakbeyi esir alındı; onlardan bazıları idam edildi.

OSMANLI VE MEMLÜKLÜLER İLE TEMAS “ÇALDIRAN DOYÜŞÜ” VE ŞEHADETİ
Safevi tarihlerinde Muhammed Han’ın “persona no grata” ilan edilmesi dönemi tam da bu dönemde ilişkilendirilmektedir. Hatta Osmanlı tarihi vesikalarında dahi Muhammed Han’ın baş müsebbip olması gözden kaçmaz. İki Türk devletinin birbiriyle karşı karşıya gelme sebebi tam olarak Muhammed Han olmasa da kendisinin önemli bir rolü olduğu gerçeği yadsınamaz. Kızılbaş Devletinin ve hareketinin genel başarısının arkasında göçebe Türkmenlerin kısıtlı mevcutlarla kazandığı zaferler ve hızla gelişen coğrafi hakimiyetin yarattığı psikoloji ve “yenilmezlik” mitosu en çokta Muhammed Han’ın ve Ustaclu beylerinin karakterinde yer edinmiştir. Osmanlı’nın kurumsal olarak oturduğu gelenek ve miras, bunun getirdiği gücün farkında olmakla birlikte, doğunun kudretli Türkmen sultanlarını ve Timurileri kuru dallar gibi düşürmeleri bu konuda özgüvenli ve hatta kendileri hakkında kibirli oldukları ithamlarının yönelmesinin sebebi olarak görülebilir. Hasan Rumlu kendisi hakkında “iste bu sebeplerden dolayı şaşkınlık ve gurur dumanı onun beyninin sarmaya yol bulmuş, kendinden eminlik ve dik başlılık yolunun yolcusu olmuş, azameti ve büyüklüğü mutedil haddi aşmıştı ” diye kaydetmektedir. Hakim olduğu bölgelerin Osmanlı ile komşuluğu ve kendi aşiretinin bir bölümün Osmanlı hakimiyetinde kalması da Osmanlı’ya karşı mütecaviz davranmasında etkili olmuş olabilir.
Memlüklüler ile ise Kansu Gavri’ nin Habeşlilerden seçerek Safevilerin savaş kabiliyetini test emek amacıyla gönderdiği 300 kişilik keşif kolu ile yapılan çatışmanın dışında herhangi bir münasebeti olmamıştır. Bu keşif kolunu karşılamak üzere Deli Durak komutasında 100 kişilik bir birlik göndermiş verdikleri baskınla 180 kişi ölmüş 20 kişi esir alınmış öldürülenlerin kesik başları Muhammed Han’a gönderilmişti. Muhammed Han şükür secdesine kapandıktan sonra esirleri Şaha göndermiş Şah ise onları serbest bırakmıştı.
Osmanlı ile başlayan çatışmaların başlangıcı ise II. Bayezid döneminde Sultan Selim’in şehzadeliğinde başlayıp Çaldıran Savaşı’na kadar sürmüştür. Muhammed Han, Şehzade Selim ile Erzincan bölgesinde 6 defa karşı karşıya gelmiştir. Şehzade Selim ilk başlarda Erzincan önlerine saldırmış fakat bu birlikler Ahmed Sultan Kacar tarafından yenilmişti. Bu savaştan elde edilen ganimet ve kesilen başlar Han’ın Huzuruna gönderilmişti. Fakat ardından Şehzade Selim’in yaptığı şiddetli bir saldırı başarıya ulaşmıştır. Aynı zamanda Selim diğer uç beylerini de teşvik ederek II.Bayezid’ in kendisini men etmesine rağmen Safevilere akın yapmaya devam ediyordu. Buna karşılık olarak Kara Han komutasına 10 bin leşker veren Han “kayzer zadeye” bir ikaz olması için Erzincan’dan öteye akınlar yapmak için gönderdi. Bu 2 haftalık akında Tokat’a kadar olan bölgelerde yağma ve saldırılar yapıldı. Karşılıklı çatışmalar devam ederken diğer yandan Muhammed Han Osmanlı’da mevcut taht kavgasında Şehzade Şehinşah’ a destek veriyor, aynı zamanda Şehzade Murat’a da Nur Ali Halifeyi destek olarak gönderiyordu. Dev Sultan ile birlikte bu iki komutan Osmanlı topraklarında harbi faaliyetlerde bulunuyorlardı. Sultan Selim’e 1514 yılının başlangıcında bir kılıç ve kadın elbisesi gönderdi ve mektubunda : “Eğer savaşa gelirsen, bu kılıcı beline bağla ve öne doğru adım at! Eğer savaşa gelmezsen, o zaman bu kadın elbisesini giyersin ve bundan böyle bir daha mertlik ve fatihlik kelimelerini ağzına almazsın” dediği kaydedilir. Osmanlı’da tahta namzet kalmaması ile birlikte Sultan Selim savaş hazırlıklarını tamamlayıp sefere çıkarak Safevi topraklarına dahil oldu. Erzincan’dan gönderdiği mektup Şah İsmail Hemedan bölgesindeyken eline ulaştı ve oda Han Muhammed’e “derhal muzaffer orduya” katılmasını emretti. Muhammed Han korucu başısı Sarı Pire Ustaclu ile 20 bin kişilik ordusuyla Selim’e karşı koymayı düşündü ama Osmanlı ordusunun sayısal üstünlüğünden dolayı karşılaşmaktan kaçınarak Hoy civarında Şahın ordusuna dahil olmak için yola çıktı. Bu gidiş adeta toplu bir göç gibi olmuş yanında köylülerden zanaatkarlara ne kadar Türkmen var ise toplamış, ekinlere ve kaynaklara zarar vererek hareket etmişti.
Savaştan bir gün evvel yapılan keneşte Muhammed Han ve Nur Ali halife kendi tecrübelerine dayanarak Osmanlı ile cepheden savaşmanın zorluğunu ve imkansızlığından bahsetmiş ve ordu ağırlıklarını indirmeden saldırmayı teklif etmiş, eğer bu kabul görmezse düşmanı muhasara altına alıp iaşesini keserek vur kaçlarla yıldırıp ordunun geri kalanının gelmesini beklemeyi ve ardından tam imha için saldırmayı, hiç olmazsa tam toparlanamayan ordunun gelmesi için geri çekilmeyi ve ordunun tamamının gelmesini beklemeyi önerdi. Fakat Durmuş Han’ın muhalefeti ve diğer beylerin muhalefet ve suçlamalarına ne kadar direndiyse de Şahın “Ben kervan soyan eşkıya değilim. Hak ne dilerse o olur” demesiyle sükut etmek durumunda kaldı.
23 Ağustos 1514 günü Muhammed Han ve Ustaclular ordunun solunda safını aldı. Karşısında Sinan Paşa vardı. Yine öne atılarak şiddetli bir hücum ile karşılıklı birçok kayıp verilmesiyle Sinan Paşa’nın top ateşi emri üzerine oğulları şehid oldu. Kendisi ise teessür ile dona kalmışken “deliran-ı Rümdan bir namdar, Ustacalu Muhammed’in başın kesüb nuk-u sinana geçürüb rikabı hümayundan nigünsâr etdi” Kesilen başı Sultan Selim’e getirildi. Muhammed Han’ı sülbünden bir tek evladı Kılıç Han hayatta kaldı. Diğer Ustacalu Kızılbaşlar ile birlikte Hakkın katarına revan oldu. Yine de onun vefatından sonra kardeşleri Güneydoğu Anadolu’da iki yıl daha direnmeye devam ettiler.
Kahramanlık türküleri severdi. Şah’tan bir keresinde bir saz hediye almıştı ve kendi savaşçılarıyla beraber meclisler düzenler türkü söylerlerdi. Eşi benzeri görülmemiş bir yiğitliğe sahipti. O Kızılbaş tarihindeki adıyla;
“Han-ı Ali-Şan” Muhammed Han Ustaclu
Doğucan Karakaya
Kaynaklar:
Gulam Server – Tarih-i Şah İsmail
Faruk Sümer – Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişiminde Anadolu Türkmenlerinin rolü
Hasan Rumlu – Ahsen-üt Tevarih
İskender Bey Münşi – Tarih-i Alemera-yi Abbas
Solakzade Mehmet – Solakzade Tarihi
Hoca Sadreddin Efendi – Tacü-t Tevarih
Hadidi – Tevarih-i Ali Osman
Anonim – Alamera-yi Safevi
Anonim – Alemera-yi Şah İsmail
Anonim – Tarih-i Kızılbaşan
