
Nevrûz, eski İrân takvimine göre yılbaşıdır. ‘Yeni Gün’ demektir. Oğuz (Mete) Han da bugünü kutsal olarak bayram gibi karşılarmış diye söylenir. Selçuklu Hükümdarı Celalettin Melikşâh’ın (1055-1092) yaptırdığı Takvîm-i Celâlî’deki Nevrûz’a Nevrûz-ı Sultânî denirdi. Bu, İrân Nevruzu’ndan altı gün sonradır. Bektâşî ve Alevîlerin bayram günüdür. Bektâşîlerce Hz. Alî’nin doğum günü sayılırsa da aslında Türklerin Ergenekon’dan çıkış günleri olarak Eski bir Türk bayramıdır. İran sonradan bunu alıp yıl başı diye Nevrûz adıyla bir bayram haline getirmiştir. Yani Türklerden aldıkları bir bayram günüdür. Denir ki: Hz. Alî’nin anneleri (Fâtıma bint Esed) sancılanınca, Hz. Muhammed kendisine: Ka’beye git, tavâf et! buyurmuş. O da oraya gitmiş, sancısı şiddetlenince eve dönecek hâli kalmamış, Kâ’be’nin içine girmiş. Orada eski takvîmle 9 Mart günü Hz. Alî’yi doğurmuş ve 12 Mart günü kucağında çocuğu ile evine dönmüş. Bu nedenle, eski Bektâşî dergâhlarında, 9 Marttan başka 12 Mart’ta da toplanılır ve Nevrûziyyeler okunurdu. Nevrûz erkânı bittikten sonra, Meydân’dan çıkılınca, kahvaltı sofrasına oturulurdu. Bunda renkleri beyaz yiyecekler seçilmesi ve yenilmesi gelenektir. Süt, yumurta, kabuğu ayıklanmış iç badem ve benzeri yiyecekler yenilirdi. Özellikle nar da dağıtılırdı. Eğer Nevrûz günü Muharrem mâtemi içinde gelirse, o zaman sabahtan öğleye kadar Nevrûz erkânı yapılır, öğleden sonra yine mâteme devam edilirdi. Ali Nâcî Baykal Dedebaba’nın Nevrûz hakkında Seyyidü’ş-Şühedâ Hz. Hüseyin’in, bir celsei nurânûrda, kendilerine ilhâm eyledikleri bir nutku, 17 Mart 1959 tarihli mektuplarında aynen şöyle bildiriyorlardı: <<“Evlâd-ı azîzler, efendiler, Mübârek Nevrûz gecesi evimizi nûra garkeden, erenler ocağını tüttüren kalbimize sürûr, rûhumuza îmân, ayağımıza uğur getiren, imdâdımıza gelen Şâh-ı Velâyet İmâm Alî hazretlerinin mübarek ve muallâ huzûrundayız. İmâm Hüseyin Hazretleri, bu gecenin tavsifi şanında rûhlarımızı karartan bulutların dağılmakta olduğunu müjdeledikten sonra: İmân sâhibi ehl-i İslâm iseniz bu mukaddes gecenin ilâhî kuvvetine bütün varlığınızla inanıp rûhlarınızı yıkayın. Ey fânîler, nûrdan yaratılan bu ilâhî gecenin hürmetine Cenâb-ı Allâh’a yalvarınız ki bütün kötülüklerden sıyrılıp ma’sûm olasınız. Bu gece du’âlarınız kabul olur. İmâm Alî hazretlerini imdâdınıza çağırınız. O, size yetişmeyi va’d eder. İmam Ali hazretleri kasvet taşıyan ruhları sevmez. Hastalık tevehhüm edenleri sevmez. Paraya tama’kâr olanları sevmez, münkirleri sevmez. Yüce Allah’a imân ediniz. O’nu her ân arayınız. Allâh deyip kalbinizi yoklayınız. Eğer Allâh diyebilmişseniz kalbiniz nûrdan halk olmuştur. İmâm Alî hazretleri nûrdan halkolmuştur. Allâh Allâh! Nevrûzunuz mübârek olsun! Hakk Muhammed Ali’nin aşkına, nûruna, kerem ve inâyetine Hû…”>> Nevrûz’a girilmeden önceki gece: Eski yazmalardan bazılarında Nevrûz’dan bir önceki gece üç yüz altmış altı defa ‘‘Yâ Mukallibel-kulûb-i v’el-ebsâr ve Yâ Müdebbirül-leyli v’ennehâr! Yâ Muhavvilül-havli v’el-ahvâl, havvil hâlinâ ilâ ahsenil-hâl!’’ okunması gerektiği yazılıdır. Türkçesi: ‘‘Ey gönüllerimizi ve gözlerimizi iyiye döndürücü! Ey geceleri gündüzlere çevirici! Ey yılları yıllara ekleyen! Bizim hâlimizi en iyi hâle çevir!’’ Bundan sonra bir de aşağıdaki tercümanın okunması gerektiği yazılıdır: ‘‘Yüce Allahım! İsteğimizi, dileğimizi kabul eyle! Peygamberimiz Muhammed Mustafâ hakkı için! Ulu ermişlerin başı Aliyyel Murteza hakkı için! Ey Düldül’ün binicisi Şah – ı Merdan Alî! İnancımız ve gücümüz senin yolunadır! Ayıplarımızı ört! Suçlarımızı bağışla! Ey örtücü! Ey bağışlayıcı! On İki İmam’ların, On Dört Masum – ı Pak’ların hürmetine isteğimizi, dileğimizi kabul eyle! Günahlarımızı bağışla! Gerçekler demine hü mümine Ya Ali!’’ Nevrûz günü sabahı usulüyle Meydân odasına girilir. Herkes yerli yerine oturur. Erkân üzere çerâğlar uyandırılır. Mürşit oturduğu yerde şöyle söyler: B’ism-i Şâh, Allâh Allâh! Yâ Muhavvilel-havli v’-el-ahvâl! Havvil hâlenâ ilâ ahsen’il-hâl! Yâ Mukallibel-kulûbü v’el-ebsâr! Yâ Müdebbirel-leyli v’en-nehâr! İlâhî! Bi-hakk-ı Haydar-i Kerrâr! Nevrûz-ı Sultân, Zuhûr-u Ehl-i Ȋmân, Bi-Hakk-ı Şâh-ı Merdân! Yâ Mu’în, Ya Allâh, Hü Dost! Türkçesi: ‘‘Ey yılları yıllara ekleyen! Bizim hâlimizi en iyi hâle çevir! Ey gönüllerimizi ve gözlerimizi iyiye döndürücü! Ey geceleri gündüzlere çevirici! Yüce Allahım! Senin dönüp dönüp saldıran Arslan’ın hakkı için! Nevrûz hakkı için, imân ıssı kişiler ve erlerin şahı Alî hakkı için! İsteklerimizi kabul eyle! Ey dayanağımız, Yüce Allah! Hü Dost!’’ Bundan sonra Baba Efendi ve meydanda hazır bulunanlar ayağa kalkarlar. Baba Efendi kendi postunda olup iki yanında iki dervişi ellerinde birer çerâğ tutarlar. Baba Efendi bir de şunu okur: B’ism-i Şâh, Allâh Allâh! Belleganî murâdî, bi-hakk-ı Muhammedil-Mustafâ Nebiyyike ve bi-hakk-ı Aliyyel Murtezâ veli-el-ahyâr! Yâ Alî Düldül-süvâr, aleyke i’timâdî ve minkel-i’tikaadî v’-el-iktidârî! Üstur cuyûbenâ, vağfir zünûbenâ! Yâ Settâr, Yâ Gaffâr! Bihurmetil-Ahyâr ve Ashâbikel-Muhtâr! Salavâtullâh-i aleyhim ecma’în! Bundan sonra “Nevrûziye” olarak yazılmış şiirlerden biri okunur. Bunun özel şekilde bestelenmiş olanları bestesine uygun okunur. Dikkat edilecek nokta: Nevrûziyye dâimâ ayakta okunur. Bunun bitiminde Sâki, Baba Efendi’den başlayarak sırasıyla herkese süt ikrâm eder. Bu ikrâm sırasında hazır bulunanlar bir ağızdan ve bir makam ile aşağıdaki gibi okurlar: İnne fîl-cenneti nehr-ün min lebenin! Li Aliyyin ve Hüseynin ve Hasanin! Türkçesi: ‘‘Uçmaktaki (cennetteki) süt ırmağı, İmam Alî, İmam Hüseyin ve İmam Hasan’dandır.’’ Not: Fazlullâh Rahîmî, “Gülzâr-ı Hasaneyn” adlı kitabında sayfa 83’de bu konuya ilişkin olarak şöyle yazar: ‘‘Bir gün Hz. Peygamber yanında bulunan Cebrâîl’in kucağına çıkan İmam Hasan ve İmam Hüseyin onun ceplerini, koynunu karıştırmaya başlarlar. Hz. Peygamber, kendisini rahatsız etmemeleri için çocukların bu hareketini durdurmak ister. Cebrail (a.s): -Ey Allah’ın elçisi! İlişme! Bu yaptıklarını yaramazlık sanma! Ben onların hizmetkârıyım; Çok kere olmuştur ki Fâtıma, namazdan sonra uykuya dalar, o sırada bu ma’sumlar ağlamaya başlarlar. Fâtıma uyanmasın diye beşiklerini ben sallar ve şu murabbayı (dörtlüğü) ninni gibi söylerdim: ‘‘İnne fîl-cenneti nehrün min lebenin! Tûlühu mâbeyne San’â ve Adenin! Arzuhû mâbeyne Mekke vel-Yemenin! Li Aliyyin ve Hüseynin ve Hasanin!’’ Bu nedenle, onların benim kucağıma çıkmalarından dolayı sevinç ve kıvanç doluyum, der.’’ Bu süt ikrâmı sırasında, sunan dervîş aşağıdaki duayı okuyarak sütü dağıtır: -Yâ Muhavvilül-havli v’el-ahvâl! Yâ Müdebbirül-leyli v’en-nehâr! Yâ Muhavvilül-havli v’el-ahvâl! Havvil hâlinâ ilâ ahsenil-hâl! Alan da niyâz ile alır ve içer. Bu sırada mürşid de: -Havvil hâlenâ ilâ ahsen-il-hâl! der. Teker teker herkese süt verilirken böyle yapılır. Bundan sonra Mürşid ve ötekiler yerlerine otururlar. Mürşid Gülbenk çeker. Sonunda herkes Hu der, tören de biter. Sonra herkes birbirlerinin Nevrûzu’nu kutlarlar. Mürşitin Gülbengi: ‘‘B’ism-i Şâh, Allâh Allâh! Nevrûz-ı Sultân! Mevlîd-i Şâh-ı Merdân! Sipâs-i şükr-i Yezdân! Tulû’-ı âfitâb-ı cihân! Burâk-ı nâr-ı âsumân! İydu’l-eyyâmı nişân! Sürûr-i ihvân ve ehl-i imân! Hurrem-i şâd-ü handân! Bezm-i cemî’i ehl’illâh! Küşâde-i meydân! İcrâ-yı erkân! Küll-i yevmin Hüve fî şân! Allâh Allâh! Vakitler hayr’ola! Hayırlar feth’ola! Beliyyeler def ola! Hak erenler yıllarımızı mübarek eyleye! Meydânlarımız şen, gönüllerimiz rûşen ola! Hakk Muhammed Alî meydânımızdan, soframızdan yârân ve ihvânımızın eksikliğini göstermeye! Tuttuğumuz işleri âsân ve gönüllerimizin umduklarını ihsân eyleye! Hâzır, gâib, zâhir, bâtın Hakk Erenleri’nin hayır-himmetleri üzerlerimizde sâyebân ola! Dervîşlere kötülük düşünen münkir, müfsit ve münâfıkların boynundan Zülfikar-ı Hayder-i Kerrâr eksik olmaya! Yuf münkire! Lâ’net Yezîd’e! Rahmet mü’mine! Hâzır ve Gâib Erenler’in demine, keremine Hû! Bundan sonra da şu Münâcât Gülbengi okunur: B’ism-i Şâh, Allâh Allâh! Yüce Allah’ım, suçlarımızı bağışla! Kötülüklerimizi iyiliğe çevir! Hayırlı isteklerimizi yerine getir! Belâları başımızdan gider! Bizi İlâhî aşkımızda ilerlet! İlâhî! Bilgimize tertemiz idrâkler sağla! İyi ahlâk ver! Kötü huylarımızı gider! On İki İmâm’ların, On Dört ma’sûm-ı Pak’ların, On Yedi Kemerbestler’in, Yetmiş İki Kerbelâ şehitlerinin rûhu hürmetine senin rızâna bağlıyız! Azamet-i Cabbâr! Vâhidül-Kahhâr! Gülbeng-i Nebiyy-i Resûl-i esrâr! Nağme-i mahfî-i perde-i esrâr! Halka-yı tevhîd! Meydân-ı Kırklar! Pîrim Hünkâr Hacı Bektâş Velî! Gerçekler demine, hü mümine, Yâ Alî! Nevrûz Gülbengi olarak, yazmalarda daha uzun, daha kısası Balım Baba’ya ait bir yazmadan alınmış “Gülbeng-i Nevrûz” başlıklı bölüm aşağıda verilmiştir. Dili oldukça eski, terkipli bir dildir: Allâh Allâh! Nevrûz-i şerifimiz mübarek ola! Bayramımız mesut ola! Yılımız mesrûr ve müteyemmin (sevinçli ve uğurlu) ola! Hakk Erenler bu sene-i mübâreke (kutlu yıl) gibi nice nice emsâliyle (benzeriyle) bizleri müşerref kıla! Allah Allah! Ol padişâh-ı kademnihâde-i beyt-i Rahmânî (Tanrı evine ayak koymuş olan ulu kişi Hz. Alî’nin Kâ’bede doğuşunu söylemek istiyor) ve Şehinşâh-ı câninîşin-i serîr-i sultânî efendimiz hazretlerinin ruhâniyyet-i celîleleri üzerimizde nigehbânımız (gözcümüz) ola! Allâh Allâh! Makbûlân-ı Hâlık-ı Yektâ, ferd-i bî-hemtâ, mucid-i mevcûdât, razzâk-ı mahlûkat, hazret i perverdigâr celle celâlehu ve amme nevâlehu mu’înimiz ola! Seyyid-i Kâinât mefhar-i mevcûdât (evrenin efendisi, var olanların övündüğü), sultânül Enbiyâ v’-el-murselîn (Yalvaçların ve Tanrı elçilerinin ulusu), muktedâ-ı evliyâ v’-el muttakîn (Tanrıya ermişlerin ve günahtan sakınanların kendisine uyduğu), Mahbûb-i Rabb-il-âlemin (Evrenlerin Yaratıcısının sevgilisi), Halîfetullâh-ı fî cemî’il-halkil evvelîn v’-el-âhırîn (Önceden yaratılmış ve sonradan yaratılacak halk üzerinde Tanrı ardası) (Bütün bunlarla Hz. Muhammed kastediliyor) şefâ’atçimiz ola! Şâh-ı Merdân (erlerin başı), Şîr-i Yezdân (Tanrı arslanı), Mazhar-ı Rahmân (Tanrının meydana vurulduğu yer), Nâsır-ı Ehl-i Ȋmân (inanmış kişilerin yardımcısı), kaatı’il keferet-i v’-et-tuğyân (kâfirleri, karanlıkta kalmışları ve başkaldıranları yok edici), Halîfetullâh-ı el-âlemîn (evrende Tanrının ardası) Hazret-i Aliyvel-Murtazâ efendimizin şefa’at, sıyanet ve teveccüh ve rahmetleri (yardım koruma, iyi düşünme, esirgeme) üzerimizde ber-devâm ola! İnâyet, mürüvvet ve irşatlarına (yardım ve iyilik, uyarı) mazhar eyleye! Allâh Allâh! Seyyidet’il-ma’sûme-t’ül-ulyâ Hazret-i Fâtıma-t’-üz Zehrâ salâvâtullâhu ve selâmühû aleyhâ ve ala Ümmühâ ve Ümmül-mü’minîn Hadicet’ül-Kübra (Tertemiz yüce hanımefendi Hz. Fatıma ve inanmışların anası ve onun da anası Yüce Hadice), sıbt-ı Rasûlüs-sakaleyn (insanların ve cinlerin üzerine Tanrı elçisi olan’ın torunu) ve nûr-ı kurret’ül-‘ayneyn ve mevlel-kevneyn, eş-şehîdeyn (iki gözünün bebeği, iki cihanın efendisi, iki şehîd) Ebî Muhammedel-Hasan ve Ebâ Abdullâhel-Hüseyn aleyhâ ve aleyhim es-salâvât’ir-Rahmân ilâ âhiriz-zamân (Hz. Haşan ve Hüseyn ki zamanın son günlerine kadar Yüce Tanrıdan onlara salât olsun) şefâ’atlerinden inâyetlerinden mahrûm eylemeye! Himmet-i ulyâları (yüce iyilikleri, yardımları) nigehbânımız (gözcümüz) ola! İltifât-ı aliyyeleri üzerimizde hâzır ve nâzır ola! Dünyada ve âhirette mu’înimiz ola! Çağırdığımız demde feryad-re’slerimiz ola! Muhabbetleri üzerimizde dâim ve kaim ola! Nazar-ı şerifleri (yüce bakışları) zâhirlerimizi ma’mur, bâtınlarımızı pür-nûr (dışlarımızı bayındır, içlerimizi aydınlık) eyleye! Meclis-i âlîlerinden dûr ve münfekk (yüce toplantılarından ırak ve ayrı) eylemeyeler! Hazret-i Hakk-ı veli-yyi Mutlak îmândan ve sırât-ı müstakimden (doğru yoldan) ayırmaya! Allâh Allâh! On İki İmâm, On Dört Ma’sûm-ı Pâk salâvâtullâh-ı ve selâmühu aleyhimir-Rahmân efendilerimin himmet-i âlîleri, şefa’at ve inâyetleri, iltifât ve mürüvvetleri üzerimizde hâzır ve nâzır ola! Rûh-i pür- fütûh-i enverleri (her şeyi başarıcı apaydınlık rûhları) şâd ve handân ve bu meclisimizden hoşnûd ve râzı ola! Tâcül-ârifîn, kutb-ul-vâsılîn, sultân-ul-âşikîn, nesl-i Resûlüs-sakaleyn, pîrimiz, üstadımız ve melce’-i melâzımız (Ariflerin baş tâcı, Tanrıya ermişlerin en büyüğü, âşıkların sultanı, insanlar ve cinlere Tanrı elçisi gönderilmiş olanın soyundan pîrimiz, üstâdımız ve sığınacak yerimiz) Hazret-i Seyyid Hünkâr Hacı Bektâş Velî Efendimizin ruhâniyyet-i âlîleri cân-perverimiz ola! Allâh Allâh! Sülûkümüzde sâbit-kadem edip kötü işlerde bulundurmaya şefa’atleri üzerimizde yakîn ola! Zevk-i vicdân, ilm-i irfân, kemâl-i mâl, fütûhât-ı kısmet, kerem-i inâyet eyleye! Allâh Allâh! Mazhar-ı me’sir-i tecelliyyât-ı Kibriyâ, masdar-ı serîr-i aşk-ı bî-hemtâ, nesl-i çerâğ-ı füyuzât-ı Enbiyâ ve zübde-i nakd-i serîr-i Şâh-ı Lâ fetâ (Tanrının en güzel meydana vuruşlarının göründüğü yer, eşsiz aşk tahtında oturan, yalvaçlar bilgisine ışık tutanların soyundan, hakkında Ali’den başka arslan yoktur denilen hazret-i Şâhın özeti) Hazret-i Balım Sultân, Seyyid Alî Sultân, Seyyid Pirebi Sultan, Abdal Musâ Sultân, Kaygusuz Sultân, Sarı İsmail Sultân, Cemâleddin Baba Sultân, Karadonlu cân Baba Sultân, Koluaçık Hacım Sultân, Mürsel Baba Sultân, Resûl Baba Sultân, Ahmed Yesevî Sultân, Cüneyd Bağdadî, Şiblî, Hallâc Mansûr, Muhyiddin-i Arabî, Şihabeddin-i Şühreverdî, Evhadeddîn-i Irâkî, Şems-i Tebrizî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Lokmân Perende Sultân, Seyyid Gâzî Sultân, Şücâeddin Velî Sultân, Hüseyin Gâzî Sultan, Şâh Hasen Şâzelî Sultân, Kalender Şâh Sultân, Sarı Saltuk Sultân, Güvenç Abdal Sultân, Kazak Ahmed Sultân, Yusuf Dede Sultân, Hamza Baba Sultân, Karaca Ahmed Sultân, Şahkulu Sultân, Nimetullâh Velî Sultân, Ahî Evran Velî Sultân, Durbalî Sultân, Bâlî Baba Sultân, Kânî Baba Sultân, Hızır Baba Sultân, Şâh Hataî Sultân, Seyyid Nesimî Sultân, Bayram Baba Sultân, Baba Fuzûlî Sultân, Abdül-mü’min Sultân, Horasânî Ali Baba Sultân ve zamanımızın kutbu (Burada o sıradaki Dedebaba’nın adı zikr edilir)! Sultân efendilerimizin inâyet ve mürüvvetleri cümlemizi ferahyâb ve feyz-yâb eyleye! Hakk Erenler yüzümüzün karasını yüzümüze vurmayıp aff ü mağfiret eyleye! Allâh Allâh! Pîrân-ı Horasân, Meşayîh-i Türkistân, Kalenderân-ı Rûm ve Türkistân Hâksârân-ı Hindistan, Zümre-i İhtiyâr, Tâife-i Ebrâr, Sâhibân-ı İkrâr, kaddesallâhu esrârehüm, himmetleri hâzır ve kerâmetleri bâhir, vilâyetleri nâzırımız ola! Cenâb-ı Allâh Hânedân-ı fakr ü fenâdan göçen Dedegân, Halîfegân, Babagân, rehberân ve dervîşân, muhibbân-ı ârifân, âşıkân, sâdıkân ve kâffe-i ehl-i îmân cânların rûh-i revânlarını şâd ve handan eyleye! Allâh Allâh! Hastalara şifâ, dertlilere devâ, borçlulara edâ, yetimlere şefkat, kimsesizlere merhamet, esîrlere inayet, deryada ve karada olan Asâkir-i İslâm’a selâmet, havadakilere muvaffakiyyet ve selâmet ihsan eyleye! Vatanımızı, milletimizi, bayrağımızı her türlü tehlikeden ve düşman şerrinden masûn ve muhafaza eyleye! Cumhuriyetimizi pâyidâr eyleye! Cumhurbaşkanımızı ve hükümeti teşkil eden zevât-ı kirâmı her türlü kederden, elemden muhafaza buyura! Vücutlarına sıhhat ve âfiyet, mesâ’îlerinde kudret ve muvaffakiyyet ihsan eyleye! Teşebbüs ettikleri işlerde başarı nasip eyleye! Din, millet, vatan uğrundaki mesâ’îlerini her hâlukârda muvaffak bil-hayr eyleye! Allâh Allâh! Hayırlar feth’ola, şerler defola, mü’minler ber-murâd ola, münkirler mât, münafıklar berbat ola! Allâh Allâh! Demler dâim, Cem’ler kaim, ibâdetler sahîh ve sâlim ola! Dostlar mesrur, sırlar mestûr ola! Gönüllerimiz pür-nûr ola! Hânedân-ı fukarâ ma’mûr, düşmanlar makhûr ola! Sîne-i sâlikân mütesellî, bezm-i âşıkân müncelî, dil-i dervîşân mütehallî (yola girmişlerin gönülleri ferah, aşıkların toplantısı apaydınlık, dervişlerin gönülleri donanmış) ola! Allâh Allâh! Âl-i abâ emrine inkiyad eden (uyan) dervîşân dâim ve bâkî ola! Âl-i Alî düşmanları hor ve hakîr ola! Allâh Allâh! Erenler sâlûs şerrinden (iki yüzlü, riyâkâr kötülüğünden), münkir, münâfık mekrinden (ayırıcı, inkâr edici tuzağından) cümlemizi hıfz ve emîn eyleye (saklaya, bekleye)! Bu tarîk-i ‘aliyyeden (yüce yoldan) güzerân etmişlerin (gelib geçmişlerin) pederân, mâderân, birâderân (babaları, anaları, erkek kardeşleri) ve beyn’el-maşrik v’el-mağrib (güneşin doğduğu yerle battığı yer arasındaki) bütün ehl-i imân kardeşlerin rûh-i revânları şâd ve handân ola! Günahları aff ü mağfiret ola! Allâh el-Hakk Muhammed Alî, Gerçekler deminden ayırmaya! İnâyet-i Seyyid-i Kâinat, sırr-ı Murtazâ Alî, dem-i Pîr Hünkâr Hacı Bektâş Velî, kerem-i Ehl-i beyt-i bâ-safa efendilerimizin demine, keremine Hû! Eskiden Nevrûziyyeler dergâh bahçelerinde, hattâ kırlarda yeşillik yerlerde de okunurdu. Nevrûz günü “erkân”dan sonra kırlara çıkılırdı.
Yalıncak Sultan Ocağı Evladı
Eray Karayiğit
